confessions

klarnet

Akıllı

  1. toplam giri 178
  2. takipçi 42
  3. puan 5221

sabah gazetesi yazarının isviçre'de gözaltına alınması

klarnet
Gazeteci yazar Mehmet Çek'in evine 2016 Aralık ayında teröristlerce saldırılmış ve sonrasında, sürekli hakaret ve tehdit içerikli telefonlar ve mesajlar almıştı.

Çek, İsviçre Mahkemeleri tarafından gelen telefon ve mesajları izinsiz olarak kaydettiği gerekçesiyle 30 gün hapis ve 860 İsviçre Frangı para cezasına çarptırıldı.

Mehmet çek'in bugün isviçre'de gözaltına alındığı öğrenildi.

istanbul seçimlerinden bir partinin daha çekilmesi

klarnet
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) İstanbul adayı Selim Kotil Twitter hesabından yaptığı açıklamada, partinin yetkili organlarında alınan karar gereği adaylıktan çekildiğini açıkladı.

"Yapılacak olan seçimler hayırlı olsun" diyen Kotil, partisinin bir adaya destek verip vermeyeceğine ilişkin açıklama yapmadı.

Btp, 27 bin 238 oy almıştı.

melih gökçek dönemindeki ekibe suç duyurusu

klarnet
Sözcü'de yer alan haberde; Suç duyurusunda yer alan bilgilere göre, Hasan Hüseyin Ceylan, Ankara Altındağ Karacaören Mahallesi'ndeki 20 dönümlük boş arazisini Büyükşehir Belediyesi'nin ANFA Altınpark İşletmeleri Limited Şirketi'ne 10 yıllığına kiraladı.

KİRALANDI ANCAK BOŞ KALDI!

Ancak ANFA Şirketi, “Fidanlık malzemelerinin deposu olarak kullanacağını” gerekçe gösterip kiraladığı 20 dönümlü arazide hiçbir işlem yapmadı. Melih Gökçek'in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, bağlı kuruluş ANFA Limited Şirketi Hasan Hüseyin Ceylan'a 2015 yılı için 240 bin lira, 2016 yılı için 249 bin 120 lira ve 2017 yılı içinde 289 bin 323 lira ödeme yaptı.



GÖKÇEK GİDİNCE SÖZLEŞMEYİ FESHETTİ

Suç duyurusunda; Melih Gökçek'in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığından istifa etmesinin ardından Hasan Hüseyin Ceylan'ın da sözleşme gereği daha 7 yıllık bir süresi varken ANFA'ya başvuruda bulunarak sözleşmeyi karşılıklı olarak feshetmeyi önerdiği ve sözleşmenin karşılıklı mutabakatla feshedildiği ifade edildi.



ANFA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

Müfettişlerin söz konusu kiralama işlemi hakkındaki başlatılan soruşturmanın raporlarını tamamlamalarının ardından, ANFA'nın avukatları, dönemin ANFA Genel Müdürü Ramazan Arslan, Genel Müdür Yardımcısı Mesut Yaman, İşletmeler Müdürü Muhammed Akgün ve Hasan Hüseyin Ceylan ile birlikte Ceylan'ın ANFA'da Tesisler Müdürü olarak görev yapan yeğeni Enes Erçoban hakkında dolandırıcılık, TCK'ya göre iki ayrı maddeden görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma , nüfuz ticareti ve azmettirme suçlarından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak ismi geçenlerin cezalandırılmasını istedi.

davutoğlu'nun partisinin 7 vizyonu

klarnet
Ahmet Davutoğlu, yeni bir vizyon için ana referans noktalarını yedi maddede sıraladı:

1. İNSAN ODAKLI SİYASET
“Birincisi; insan odaklı siyaset. Bu çok rahat dile kolay geliyor. Onun için hemen hemen bütün siyasilerin, hepimizin en sık söylediği sözlerden birisi; Şeyh Edebali'nin 'İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın'. Bunu söyleyen ve Şeyh Edebali'den ilham alan bir devlet adamı o sözü sarf ettikten sonra sokağa indiğinde vatandaşını şu veya bu etnik kimlikle, şu veya bu mezhebi kimlikle ayırt etmeye başladığında aslında siyasetin öznesi insan olmaktan çıkar. Kaos ile otoriter yapılar arasında bir denkleme dünya sıkışmış durumda. Bizim savunduğumuz şudur; özgürlük ve güvenlik. Biri diğerine feda edilmesi gereken iki değer değil. İkisinin de aynı anda ve aynı ölçekte başarılması gereken iki temel hedeftir. Eğer siz güvenliği özgürlük için feda ederseniz kaosa, özgürlüğü güvenlik için feda ederseniz otoriter rejimlere yönelirsiniz. Otoriter eğilimlerin kalıcı olacağını düşünmek büyük hatadır. En önemli husus özgürlüklerimizin tahkim edilmesidir.

2. ORTAK AİDİYET BİLİNCİ
İkincisi; ortak aidiyet bilinci. Devletlerin bekası, milletlerin devamı ve daimiyeti askeri güç ile sağlanamaz sadece. Devletlerin bekasını sağlayan temel şey, o toplumu bir araya getiren bireylerin ortak aidiyet bilinci. Mahallelerimizden çıkalım ve bu toplumda kimsenin öteki olmadığını gösterelim.

3. TOPLUMSAL VE SİYASAL
AHLAKİ DEĞERLERİN İHYASI
Üçüncüsü; toplumsal ve siyasal ahlaki değerlerin ihyası. Son dönemde bu konuda çok ciddi erozyon yaşadığımızı herkes görüyor. Her gün ahlaktan bahsetmek bir insanı ahlaklı kılmaz. Ahlakçı olmamak lazım, ahlaklı olmak lazım. Kişisel ahlak ile siyasi ahlak arasındaki zihni söylemsel ve eylem birlikteliğini sağlamak lazım. Ahlak dediğimiz şey, söylemle ya da teoriyle ortaya atılamaz. Bugün toplumumuzda en fazla kaygı gördüren akraba kayırmacılığı, yolsuzluğun değişik türleri, kibir, lüks, şatafat, görkem… Biz siyasi yolculuğumuza değil, bu bedevi yolculuğumuza çıktığımızda, çocukluğumuzda dahi reddettiğimiz şeylerdi bunlar. Siyasetimizde de bugün görülen sapmaların karşısında dayanacağımız temel referans noktası bu ahlaki değerlerin yeniden ihyasıdır. Bunları ihya etmeden herhangi bir şekilde Türk siyasetine yeni bir vizyon biçmek mümkün değildir. Son günlerde çok sık gündeme gelen haklı bir kaygı var; 'kazanımlarımızı kaybetmemek'… Doğru evet kazanımlarımızı kaybetmemeliyiz ama ya kaybettiklerimizi nasıl kazanacağız. Siyasi ve etik konusunun en açık çözümü şeffaflıktır. Şeffaflığın olduğu yerde etik sapmalar çok zor olur.

4. ADALETE GÜVENİN YENİDEN TESİSİ

Dördüncü unsur; adalet. Adalete güvenin yeniden tesisi toplumsal düzenin temelidir. Devletin referans ölçüsü adalet. Adalete olan güveni tesis etmemiz lazım. Son dönemde bizim önümüze çok sayıda anketler geliyor. Beni ürküten iki anket, yargının ve din adamlarının güven unsurlarındaki düşüş hepimizi ürpertmeli. Eğer adalet sisteminde bir sıkıntı varsa ne içeride düzen kalır, ne dışarıda itibar kalır. Brunson davası dolayısıyla uluslararası alanda yaşadığımız itibar kaybı beni görevde olmamama rağmen o kadar üzdü ki. Niye Brunson davası beni üzdü? Eğer ortada zikredildiği gibi büyük bir suç varsa, ne olursa olsun bırakılmamalıydı. Yok öyle bir suç yok idiyse, kim olursa olsun tutuklanmamalıydı.

5. DEVLET YÖNETİMİNDE EHLİYET VE LİYAKAT İLE DEVLET YÖNETİMİNİN YENİDEN TANZİMİ

Beşinci; devlet yönetiminde ehliyet ve liyakat ve devlet yönetiminin yeniden tanzimi meselesi. Çarpık bir parlamenter sistemi değiştirmek şart. Ama çarpık bir parlamenter sistemden kuvvetler ayrılığını yok eden bir başkanlık sistemi iddiasına geçtiğiniz zaman başkanlık sistemi de tam yerleşmemiş oluyor. Bir yıl geçti, tecrübeler edinildi. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün devlet yetkililerinin, hepimizin devletimizin sağlıklı, etkin işlemesi için neler yapılabileceğini konuşmamız lazım. Açık yüreklilikle konuşmak lazım. İşte burada düşünce özgürlüğü önemli. 'Biz yaptık ve bundan sonra tartışma yok' dememek lazım. Mesela yasama ile yürütme arasındaki ilişkinin yeniden kurulması lazım. Etkinsizleştirilmiş bir meclis olgusu yürütmeye güç vermez. Yürütme, yasama ve yargı arasındaki ilişkilerin başkanlık sisteminin doğası içinde de bir bütüncüllüğe kavuşturulması mümkün. Ama en azından bir yıllık tecrübe şunu gösterdi ki; yasamada milletvekillerinin gücünün zayıflaması devletle siyaset arasındaki bağlara da zarar verdi. Hepimizin soğukkanlı bir şekilde konuşmamız lazım. Konuşmaktan korkmamak lazım. Farklı görüş beyan eden kim olursa olsun, bunu dış komplolarla, ihanetle veya başka suçlarla karşılamak yerine karşı bir fikirle buna cevap verelim. Çünkü herkesin herkesi tarif edilmesi mümkün olmayan bir dış gücün ajanı olarak delilsiz bir şekilde suçlama kapasitesi vardır. Delil üretmedikten sonra suçlamak o kadar kolay ki. 3 yıldır bu tür ve benzer birçok suçlamaya doğrudan muhatap olmuş birisi olarak söyleyeyim; bu suçlamalardan korkan insanlar düşünmeyi unuturlar, ahlakı unuturlar, en önemlisi de insan olmayı unuturlar.

6. EKONOMİK RASYONALİTE: İÇE KAPANMADAN, GİRİŞİMCİYE GÜVENEREK BU KRİZİ ÇÖZMEK
Altıncısı; ekonomik rasyonalite. Son dönemde ekonomik krizlerle vatandaşlarımızın ne kadar muzdarip olduğu aşikar. Ekonomi, siyasal ve hukuki sistemin bir parçası ve asli bir unsuru olarak oluşur. Yapılması gereken birilerinin öngördüğü gibi ekonomiyi içe kapanarak bu krizi çözmek değil, aksine Türk girişimcisine güvenerek, ekonomiyi alabildiğince dünya standartlarında rekabete açarak, bu krizi aşabiliriz. Ama her şeyden önce ekonomide bir kriz olgusunun var olduğunu görerek, bir kriz yönetimi uygulamamız gerekir.

7. HER UNSURUN DOĞRU YERE KOYULDUĞU ÇOK BOYUTLU DIŞ POLİTİKA
Yedincisi; çok boyutlu dış politika. Dış politika mutlaka ortak ve büyük stratejik bir resim içinde her bir unsurun doğru yere koyulduğu, her bir unsura hitap eden çok boyutlu bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmeli.

davutoğlu'nun konuşmaktan korkmayın talimatı

klarnet
Yeni parti kurmaya hazırlandığı bir süredir konuşulan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, KONSİAD'ın iftarından sonra ikinci buluşmasını Ankara Dostları ile yaptı. Davutoğlu, iftar sonrasında yaptığı konuşmada 'dostluğu' anlatırken, ”Son zamanlarda zor bulunan bir değer'' sözleriyle tarif etti. ”Her şey kaybedilir, yeniden kazanılır. İktidar kaybedilir yeniden kazanılır'' diyen Davutoğlu, Ankara Dostları'na seslendi: ”Ümidi kaybedenin yarını olmaz Konuşmaktan korkmayın"

Detaylar şöyle;

“Dost yüzler gördüm zor zamanlarda yanımızda olan ah-de vefa gösteren, hiçbir zaman dürüstlükten ayrılmayan dostları gördüm. Bazı şeyler, değeri kaybolduğunda anlaşılır ve hissedersiniz ki, o şeyi ikame etmek mümkün değildir. Gerçek dostlar birbirine güzel şekilde, övgülerle konuşanlar değil, birbirine hakikat üslubunca ve usulüyle konuşanlardır. İşte bugünlerde belki de kaybettiğimiz değerlerin başında dostluk geliyor…”


“Hem dünyada karamsarlık var ve maalesef hem de ülkemizde. Son dönemde nerede, kiminle karşılaşsanız, psikolojik olarak bir karamsarlığın etkisi altında olduğunu görüyorsunuz. Ekonomik krizler, gergin siyasi söylemler ve hepimizin karşı karşıya kaldığı ve görmekten büyük üzüntü duyduğu ahlaki erozyonlar bir karamsar atmosfer oluşturuyor. Eğer dünyanın bu kaotik döneminde insanlığa bir mesaj ileteceksek önce psikolojimizi düzelteceğiz.


Bize her şey yakışır, ama asla beis ve karamsarlık yakışmaz. Her şeyi kaybedebiliriz, tekrar kazanırız. İktidar kaybedilir tekrar kazanılır. Bir tek şey var ki, kaybedildiğinde ikame edilmesi mümkün değildir. O da ümit, ümidini kaybedenin yarını olamaz. Ümidi oluşturacak olan şey; korkular, dürtüler değildir. Ümidi oluşturacak olan şey; ortak referanslara sahip bir toplumun yeni bir vizyon üretmesidir. Vizyon üretmek ise düşünce özgürlüğüyle olur. Bize en aykırı bile olsa, üretilen her düşünce berekettir.”


Davutoğlu, ortak referansların toplum açısından önemine işaret ederek, kendisini en çok kaygılandıran şeyi anlattı:

”Beni son dönemde, bir ilim adamı, bir devlet adamı olarak ama en fazla da bu ülkeye aşkla bağlı bir vatandaş olarak en çok kaygılandıran hususlardan bir tanesi de ortak referanslarımızı kaybetmiş olmamızdır. Bir toplumu bir arada tutan temel unsur ortak referansların mevcudiyetidir. Hepimizin mahallelerimizden çıkmamız lazım. Gittikçe kendi mahallesine sığınan topluluklar, bir nesil sonra parçalanırlar. Ben bunu Irak'ta gördüm. Bağdat'ta, Musul'da mahallelerin nasıl bölündüğünü gördüm. Bizim geleceğimizin en önemli teminatı son dönemde iyice içine kapanılan bu mahallelerimizden çıkmamızdır.”

üç anket şirketinden istanbul açıklaması

klarnet
YSK'nın İstanbul'da seçimin yenilenmesi kararını vermesi üzerine yaşanan tartışmalar devam ederken, yenilenecek seçimle ilgili anket sonuçları da gelmeye başladı. Yenilenecek seçimin, ilk seçime göre biraz daha farklı bir konjonktüre sahip olması da, anket sonuçlarını daha ilginç hale getiriyor.

İptal edilen seçimde İmamoğlu ve Yıldırım arasındaki oy farkı 13.000 olarak belirlenmişti. Bu bağlamda küçük partilerin oy oranları da büyük önem arz etmeye başladı. MAK Başkanı Mehmet Ali Kulat, sahada gerçekleştirdikleri anketlere göre küçük partilerin oylarının Ekrem İmamoğlu'na gideceğini ifade etti. Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz ise Saadet Partisi'nin seçime katılma kararını muhalefet için bir avantaj olduğunu söyledi.

İstanbul'da tekrarlanacak olan seçimlerde, öncesinde İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki oy farkının çok az olması ittifak dışında kalan küçük partilerin oylarının önemini katladı, diğer yandan da sandığa gitmeyen kişileri ikna süreci başlatıldı. Sandığa gitmeyen seçmenin daha çok AK Parti seçmeni olduğu da belirtiliyor. Ancak sahadan gelen veriler, tepkili olduğu için 31 Mart'ta sandığa gitmeyen AK Parti'li seçmenlerin, 23 Haziran'daki tepkisini ise İmamoğlu'na oy vererek göstereceği yönünde.

Polimetre'nin kurucusu Mehmet Günal Ölçer yapmış oldukları son anket sonuçlarında, İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasında şu anda 13.000 seviyesindeki oy farkının minimum 500.000 olacağını ifade etti. Sadece sandığa gitmeyen seçmenden değil, 31 Mart'ta oyunu Cumhur İttifakından yana kullanan ancak YSK kararını doğru bulmayan ve Ekrem İmamoğlu'na haksızlık yapıldığını düşünen AK Parti ve MHP seçmenlerinden de Ekrem İmamoğlu'na oy akışının olduğu görülüyor. İmamoğlu'nun seçmen nezdindeki sakin, güven veren ve mütevazı görüntüsünün yanına bir de YSK kararı ile mağduriyet rolünün eklenmesi, 23 Haziran seçimlerinde en büyük avantajı olarak duruyor. Kaynak: yeniçag
1

melih gökçek'e kripto imamoğlu'cu benzetmesi

klarnet
Ahmet Hakan, her fırsatta öpücük(!) gönderdiği melih gökçek'i es geçmemiş...

"HDP'ye oy vermiş seçmenin gönlünü kazanmak için taktikler, stratejiler, politikalar geliştirerek... Bunun üzerine üzerine gidiyor.

Malum 1 tanecik oy bile çok mühim.

*

Peki bizim Melih Gökçek, Twitter'da ne yapıyor?

*

Şunu yapıyor:

Ekrem İmamoğlu'na HDP üzerinden hiç durmadan saldırıyor, saldırıyor.

Asla saldırmalara doyamıyor.

Ve HDP'den gelebilecek oyları kaçırtıyor.

*

Bu durumda...

İki ihtimal var:

*

BİRİNCİ İHTİMAL: Ya Melih Gökçek, akılsızca bir strateji sürdürdüğünün farkında bile değil.

*

İKİNCİ İHTİMAL: Ya da Melih Gökçek, İmamoğlu'nun kazanmasını arzu eden kripto bir Ekrem İmamoğlu'cu...

*

Birinci ihtimal geçerliyse fena...

İkinci ihtimal geçerliyse daha da fena..."

http://www.hurriyet.com.tr/amp/yazarlar/ahmet-hakan/melih-gokcek-kripto-imamoglucu-olabilir-mi-41219283

mansur yavaş'ın akit yazarına 100 bin tl'lik dava açması

klarnet
Hacı Yakışıklı, Yeni Akit'te "Mansur Yavaş benden 100 bin TL istiyor" başlığıyla yayımlanan yazısına "Bunu bir reklam mevzusu yahut şahsi mevzu görmüyorum. İçimde endişe ve korku yok! Allah'ın dediği olur. Şayet başımıza bir iş gelecekse Allah'ın rızasını gözeterek yaptığımız işlerden dolayı gelsin" ifadesiyle başladı.

Yakışıklı şöyle devam etti:

Geçenlerde Ahmet Kekeç; 'İmamoğlu benden 10 bin TL istiyor' başlıklı yazı kaleme alınca 'mazbatasız' olan 10 bin TL'lik, 'mazbatalı' olan 100 bin TL'lik davalar açıyor diye bilin istedim!
Ne Ahmet Kekeç İstanbul'da İmamoğlu'na küfretti, ne ben Ankara'da Mansur Yavaş'a küfrettim. Eleştirdik, yazdık, durum tespiti yaptık, onları kimlerin desteklediğini ortaya koyduk.

Terör örgütü yöneticileri 'İstanbul ve Ankara'da' bu kişilere destek çağrısı yaparken bu durum zorlarına gitmeyenler; biz 'Bakın alenen destek var, bunun bedelini isteyecekler, onlar da vermek zorunda kalacak' dediğimizde zorlarına gidiyor.

Kandil'in ne idüğü belirsiz inlerinden seslenenlere çıt çıkarmayanlar, her şeyiyle ortada olanlara yüklenmeye kalkıyor. Bir yandan 'Basın özgürlüğü' derken diğer yandan 'Herkesi kucaklayacağım' diyorlar. Yalan bunların sırtında yuva yapmış!

'İşte MİT TIR'ları' diyenler CHP'de, 'B.kunda boğul Türkiye' diyenler, 'İnandığınız Allah' diyenler, 'PKK terör örgütü değil' diyenler, 'YPG mi bizi vuracakmış?' diyenler, '5'i hariç hepsinin başını açtırdım' diyenler, 'Devletiniz teröristtir' diyenleri destekleyenler, Kürtçe klip çekeceğim diyen Ahmet Kaya'ya çatal fırlatanlar; hepsi CHP'de! Herkesi böyle kucaklıyorlar işte!

Ancak dengeleri bozuldu. Seçimin yenilenmeyeceğini düşünen İmamoğlu 'maskeyi' erken çıkardı. Seçim öncesi 'Demirtaş'ın dava dosyasını bilmiyorum' diyen İmamoğlu birdenbire 'Demirtaş'ın siyasi çizgisini beğeniyorum' deyiverdi. Şimdi ağzını yine bıçak açmıyor.

Binali Yıldırım ise 'çizgisini' bozmuyor. Sadece seçim öncesi ve sonrası çizgisini değil; 1990'lı yıllardan bugüne çizgisini 'geliştirerek' muhafaza ediyor.

Mansurgiller ve Müdafagiller değil 10 bin, 100 bin; milyonluk davalar da açsalar biz hak ve hakikat bildiğimizi söylemeye devam edelim. Yol O'nun, varlık O'nun, gerisi hep angarya."

Yazının devamı ve orijinali için

https://m.yeniakit.com.tr/yazarlar/haci-yakisikli/mansur-yavas-benden-100-bin-tl-istiyor-28535.html?utm_source=gazeteoku&utm_medium=referral

ak parti'de yeni parti sancısı

klarnet
Ak Parti, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın adının geçtiği 'yeni oluşum' iddialarını yakından izlemeyi sürdürüyor. AK Parti'de etkin bir siyasetçi seçim sonrası “manifesto” olarak nitelendirilen bir açıklama ile sesini yükselten Davutoğlu için, “Yaklaşık 2 yıl Başbakanlık yapmış, devleti ve Türkiye'nin en büyük partisi AK Parti'yi yönetmiş bir isimden bahsediyoruz. Beraberinde eski bakan, milletvekilleri de var görünüyor. Bize mutlaka bir etkisi olur. Bu yokmuş, önemsizmiş gibi davranmıyoruz, davranmamalıyız” diyor.

Yeni oluşum”a neden olan sorunlardan çok böyle bir oluşumun yaratacağı sonuçlara odaklanan siyasetçi, yeni sistemin 50+1'i zorunlu kıldığına dikkat çekerek yeni bir partinin bırakın barajı geçmeyi 2-3 puan dahi alsa 'çoğunluğun muhalefete geçebileceğine' dikkat çekiyor. AK Partili siyasetçiye göre böyle bir durum sadece AK Parti'yi etkilemez, Türkiye'de siyaset dengelerinin yeniden kurulmasına da yol açabilir.

AK Parti'de bu gelişme ile nasıl mücadele edileceğine dair henüz bir yol haritası yok. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Gün ola harman ola, zamanı geldiğinde bu teşkilatın geleceği için hesabını sormasını biliriz” diyerek tasfiye sinyali verdi ama topluca bir ihracın da kolay olmayacağı söyleniyor. Açıktan yeni bir parti faaliyeti yürütülmediği sürece ihracın ters tepeceğini ve yeni oluşuma güç katacağını söyleyen bir başka partili ise özellikle seçim öncesi yeni bir cephe açmak anlamına gelecek böyle bir gelişmenin fayda sağlamayacağı yorumunu yapıyor. Belli ki yeni parti iddiası AK Parti'de büyük bir sancı ama her iki taraf da tüm adımlarını 23 Haziran sonrasına bırakmış görünüyor.

Kaynak ve devamı için

https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2019/05/19/duvar-arkasi-ak-partide-tasfiye-kolay-degil/

ankara büyükşehir belediyesinin atatürk'lü 19 mayıs paylaşımı

klarnet
Ankara Büyükşehir Belediyesi 19 Mayıs'ın 100 yıldönümü nedeni ile bir kutlama mesajı yayınladı.

Resmi Twitter hesabından bir video paylaşan belediye, “19 Mayıs 1919'da başladı, ilelebet devam edecek… Bayramımız kutlu olsun” ifadelerine yer verdi.Paylaşılan videoda üreten gençlik vurgusu yapılırken, Atatürk'ün 10. Yıl Nutku'ndan ifadeler de yer aldı.

Videonun sonunda ise “Atılan ilk adımdan yüzüncü adıma, yorulsak dahi izindeyiz. Dinlememek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Biz gayemiz ve yüksek irademize doğru durmadan yorulmadan yürümeye devam edeceğiz” sözleri yer aldı.

doğu ve güneydoğu seçmeni ak parti ve yeni partiye nasıl bakıyor

klarnet
Yaşanan son siyasi gelişmeler rawest araştırma şirketini güneydoğu ve doğu bölgesine itti.

Şirket, hem son gelişmeleri hem de kurulması planlanan yeni partiyi bölge halkına sordu. Bölge halkı yeni partiye sıcak bakıyor.

Araştırmada, eskiden AK Parti'de politika yapmış olan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski bakanlardan Ali Babacan ve eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu'nun girişimleri “Yeni Parti” olarak adlandırılmış ve bu isimlere ilişkin sorular sorulmuş. Araştırma 20 ilde gerçekleşmiş.

İşte o rapor...

Bu rapordaki bilgiler, bölgedeki sivil toplum, siyaset, medya aktörleri, din adamları, kanaat önderleri ve seçmenlerle yapılmış nitel görüşmelere ve araştırmacıların saha gözlemlerine dayanmaktadır. Mart ayında başlayan görüşmeler ve gözlem notları Nisan ortası itibariyle güncellenmiştir.

Bizimkiler de dahil olmak üzere yapılan çeşitli araştırmalarda, Türkiye'de siyasi bir tıkanıklık yaşandığı ve özellikle AK Parti'nin kapladığı alanda yeni bir siyasi partiye ihtiyaç duyulduğu ir çok katılımcı tarafından dile getiriliyor. Geçirdiğimiz son 2-3 seçimin hemen arifesinde yeni bir parti kurulacağı iddialarının güçlenmesi beklentiyi de doğal olarak arttırıyor. Bu çalışma kapsamında görüşülen kişilerden AK Partili kimliği taşımayanların hemen hepsi böyle bir beklentiyi anlamlandırmaya çalışmakta ve ihtiyaç olduğunu düşünmektedirler. Ancak her seferinde, hayata geçmemiş olması bu ihtimale olan inancı da zayıflatıyor. Görüşmecilerin yarıya yakınında inancın zayıflaması hali “her seferinde bu sefer çıkarlar dedik ama çıkmadılar, çıkmadıkça da 'artık çıkmazlar' kanaati oluşuyor” gibi ifadelerle açıklanıyor.

Bu sebeple yeni parti söylentilerine karşı bölgede genel olarak ''cesaret edemezler'' yönünde bir kabul var. Ancak bu kez daha öncekilerden çok daha güçlü bir şekilde dillendirilmesi, geniş bir kesimin radarını oraya çevirmiş görünüyor. Konuşulan yeni partinin HDP ve AK Parti'nin rahatsızlarını içerecek bir söylem üreteceğine dair genel bir beklenti, özellikle Kürt ve demokrat kamuoyunca dile getiriliyor.

Yeni parti beklentisini güçlendiren faktörlerin başında ekonomi geliyor. Ekonominin batı ile kavganın bir sonucu olduğunu düşünenlerin çoğu, özellikle Rahip Brunson olayından sonra AK Parti'nin “kavgasız halledebileceği işleri de kavga ile halletmeyi seçtiğini” görüyor. Aşırı merkezileşme, bütün yetkilerin tek adamda toplanmış olması, Avrupa ile atılan köprüler “normal” bir hayat sürmek isteyen kesimi “sürekli bir olağanüstü durum” içinde yaşattığı için yoruyor. AK Parti herhalde artık böyle yönetecek algısı güçleniyor ve bu algı güçlendikçe yeni bir parti ihtimaline daha çok kulak kabartılıyor.

İş insanları çevresi gibi çevreleri saymazsak ekonomik gündem, bölgede henüz bir siyasi belirleyene dönüşmüş değil. Bunun ilk ve en önemli sebebi, bölgede seçimin genelde iki kutuplu olması ve ekonomik meselelerin batıda ve büyükşehirlerde daha erken etki uyandırması. Ancak AK Parti'nin yarattığı “sürekli bir olağanüstü durum”un yorgunluğu, bu ekonomik durumla birleşerek bölgede yaşayanlara da sirayet ediyor, hatta politik yorgunluk Türkiye genelinden önce bölgeye çöktü demek yanlış olmaz.

Katılımcılara göre, yeni bir parti kurulduğu taktirde, özellikle AK Parti ve HDP arasında 7 Hazirandan bugüne gidip gelen ve henüz bu iki partiden birine demirlememiş olan seçmenin ilk durağının yeni kurulacak bu siyasi parti olması mümkün. 7 Haziran 2015'ten 24 Haziran 2018'e gelen süreçte AK Parti'den HDP'ye geçiş yapmış seçmenin büyük çoğunluğundan yeni partiye geçiş olması ise oldukça zor görünüyor.

Bu kesim üzerinde yeni partinin bir moral etki yaratacağını söylemek daha kolay. Türkiye siyasetinin çoğulculaşacağı, aşırı merkeziyetçi yapının geriletileceği gibi beklentileri olan Kürt seçmen, yeni partinin güçlü bir çıkış yapması durumunda Kürt meselesinde daha yumuşak, AB hattında yürüyen ve TBMM'nin aktif olacağı bir çözüm süreci yaşanabileceğini de düşünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ismini hala güçlü bir çözüm aktörü görmekle birlikte katılımcılar, Erdoğan'ın o eşiği geçtiğini ve bir siyasal çözüm noktasına geri dönüşünün zor olduğunu düşünüyorlar. Bir istisna ile: Rojava eksenli yeni bir sürecin kendisini dayatması.

Yeni partiler için isimler ve görüşler

Yeni parti iddiaları üç isimle gündeme geliyor: Gül, Babacan ve Davutoğlu. Bunlar arasında Davutoğlu ismine özellikle HDP'li kesimlerin ciddi bir ön yargısı bulunuyor. Öyle ki çatışma ve müzakere sürecinin başbakanı olmakla hatırlanmaktan çok hendek ve çatışmalar döneminin yürütücüsü olarak anılıyor. Davutoğlu'nun en büyük avantajı ise bölgede çalışan kadro ve fikir üreten neredeyse tüm İslami grup ve cemaatlerin üzerindeki olumlu etkisi. Teşkilatlanmaların hızlı kurulabilmesi ve yakın dönemdeki başbakanlık hafızasının olumlu etkilerini kullanabilme olanağı Davutoğlu'nun büyük artıları. Davutoğlu'nun iki yıllık başbakanlık deneyimine rağmen hala bir politikacıdan çok teorisyen olarak görülmesiyse onun işini zorlaştıran bir etken. Davutoğlu'nun bir lider olarak, hele de Erdoğan karşısında başarılı olamayacağını düşünen görüşmeciler, onun Kürtlerden de -biraz önce sayılan gerekçelerle- beklediği ilgiyi görmeyeceğini zikrediyor.

Gül isminin gündeme geldiği 24 Haziran seçimleri öncesinde Kürt illerinden aşırı bir ilgi olduğunu gözlemlemiştik. Örneğin Google'da bu ismi en çok aratan 10 şehirden 9'u Kürt şehirleriydi ve bu şehirler genelde AK Parti'nin yüksek oy aldığı (Urfa, Bingöl, Muş gibi) şehirler idi. Ayrıca seçime girip ikinci tura kalması durumunda bölgedeki dört büyükşehirde (Diyarbakır, Mardin, Urfa, Van) Demirtaş'ın ilk turda aldığı oydan daha yüksek oy alacağı araştırmalarımıza yansıyordu. Çünkü Gül ismi görüşmelerimizde de teyit edildiği üzere Kürtlerin hemen hemen bütün kesimlerince AK Parti ve Erdoğan'ın bugünkü pozisyonuna karşı AB normları, demokrasi, ılımlılık, ekonomik refah gibi durumları hatırlatıyor. Bununla beraber geciktikçe yeni siyasal hareket başlatmak için heyecan yaratamayacağı söylentileri de çoğalmakta. Ama dikkate değer biçimde, Gül isminin; içinde, arkasında veya önünde olmayacağı bir yeni partinin/hareketin toplumun geniş nezdinde yeterli güveni oluşturamayacağı da kabul ediliyor.

Görüşülen kişilerin çoğuna göre Babacan ismi Gül kadar tanınmadığı için kamuoyuna onun kadar güven vermiyor. Davutoğlu gibi teşkilat ve fikri altyapı oluşturabilmesi de zor görünüyor. Bu gibi avantajların gerisinde yer almakla beraber, hem AK Parti hem de HDP tabanının ortalaması tarafından nötr yaklaşılan bir isim olarak öne çıkıyor. İki tabanın da güçlü ekonomik dönemle hatırladığı bir isim olması ve Müslüman/dindar kimliğinin merkez politikacı kimliğinin bazen gerisinde kalması Babacan'ın daha geniş kesimlerle temasını kolaylaştırıyor. Örneğin yakından tanımayanlar dışında katılımcılar genel olarak onun müslüman/dindar kimliği hakkında pek bir şey bilmiyorlar. Ancak islamiliği başat kimlik olarak taşıyan aktörler dışında kalanlara göre, 17 yılı aşkın tecrübenin vardığı yer sebebiyle ülkenin genel havası islamiliği baskın bir siyasete kısa vadede güvenecek gibi görünmüyor. Bu sebeple Babacan, bu kesim için ideal bir profil çiziyor, tabi Gül'ün de onu destekliyor olması kaydıyla.

Babacanın dezavantajıysa Gül ve Davutoğlu gibi tek başına bir lider profilinden çok bir ekibin ortak aklı üzerinden uzlaşılmış isim profili çiziyor görünmesi. Güçlü liderlik sergileyemeyeceği, Erdoğan karşısında tutunmasının daha zor olabileceği gibi kanaatler sıkça dile getirilmektedir. Ancak görüşmecilere göre “gerek Erdoğan tarzı liderliğin kamuoyunda sebep olduğu yorgunluk” gerek İmamoğlu'nun tarzının giderek daha geniş bir kesim tarafından beğenilip benimsenmesi, yumuşak ve “tek adam olmayacak” bir lider profiline ilgiyi arttırıyor. Görüştüğümüz aktörler iç politikada bu profilin bir rahatlamaya vesile olabileceğini ama dış politika için genelde “kararsız” olduklarını dile getirmişlerdir.

Görüşmelerimize göre Gül'ün açıkça arkasında olduğu, Davutoğlu'nun fikri altyapısı ve teşkilat metafiziğini sağladığı, Babacan'ın ekonomik refah ve demokrasi vaad ettiği bir hareketin “HDP ve AK Parti'nin yıpranmışlığı üzerinden yeşermesi” zor olmayacaktır. Özellikle Gül'ün bölgedeki büyük aile gruplarını yeni partiye katmasının ve küskün AK Partili eski kadroları iknasının bu vesileyle daha kolay olacağı düşünülüyor. Gül'ün bütün statüleri yaşamış ve doymuş bir lider olarak polemiklerin ve günlük siyasetin içinde yer almasından çok, onun destekleyici pozisyonda olup Babacan'ın hareketi yürütmesi daha doğru görülüyor.

Görüşülen aktörlerden bazıları duyum bazıları bilgi mahiyetinde iki ayrı parti hazırlığı olduğundan haberdardırlar. Tamamına yakını, eğer iki parti bir araya gelip tek bir çatı ile çıkış yapmazsa, ya da biri geri çekilmezse bu havzanın aynı yerden çıkmış iki yeni partiyi beslemekte yetersiz kalacağını, bunun da en güçlü aktör olan AK Parti'ye karşı potansiyel büyümesini kıracağını düşünüyorlar. İki grup birleşmeyecek ve bunlardan biri çıkacaksa, Gül-Babacan merkezli olmasının başarı ihtimalini arttıracağını düşünüyorlar.

Aktörlere göre yeni çıkacak partinin hedefinin rahatsız AK Partililer, demokrat yanı baskın İyi Partililer, AK Parti-HDP arasında gidip gelen Kürtler olacaktır. Bu durum öngörülerek söylem ve politik dengenin buna göre belirlenmesinin önemine sık sık işaret edilmektedir.

Görüşülen aktörler Kürt meselesi konusunda görece daha rasyonel davranmakta ve böyle geniş bir profile hitap eden bir siyasal yapının Kürt Sorunu'na radikal bir çözüm söyleminin, ilk aşamalarında dezavantaj olacağını dile getirmektedirler. Herkesin hak, hukuk ve demokrasiden eşit şekilde faydalanacağı, ekonomik krizin atlatılarak refahın herkes tarafından paylaşılacağı, içerde ve dışarda barış politikası sürdürüleceği, AB ile müzakerelere devam edileceği gibi genel söylemlerle çıkış yapması katılımcılar açısından daha mantıklı görünmektedir. İslami kimliği öncelemeyen ama ondan kaçmayan bir profil, bu kimliği önceleyen çevreleri de zamanla ikna edecek gibi görünmektedir.

Bu partinin izlemesi gereken kısa vadeli politikalar sorulduğunda; kamu hizmetlerine alımlarda mülakatların ve güvenlik soruşturmalarının kaldırılması, yargı reformu ile hukukun standart bir forma kavuşturulması gibi son dönemlerde en fazla mağduriyet üreten gündemler dile getiriliyor. Kürt meselesinde anadilin resmi statü kazanması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi gündemlerin ise orta vadeli hedefler olması gerektiği değerlendiriliyor.

Gül-Babacan ve Davutoğlu kulislerine bakılırsa bu iki hareketin giderek birbirinden ayrıştığı, birlikte hareket etme ihtimallerinin azaldığı görülüyor. Bu ihtimali sorduğumuz aktörler Davutoğlu'nu görece daha “hırslı ve aceleci” Gül'ü ise “fazla yavaş ve rahat” değerlendiriyorlar. Bu sebeple Davutoğlu'nun daha erken çıkış yapıp dezavantajlarına rağmen Gül-Babacan hareketinin yerleşmesi beklenen alanı da kapabileceği, güçlü bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.

https://medyascope.tv/2019/05/18/guneydoguda-kurtlerle-yapilan-gul-babacan-davutoglu-ve-yeni-parti-arastirmasinin-sonuc-raporu-tam-metin/

dsp'de istanbul krizi

klarnet
DSP'nin 31 Mart'taki adayı Muammer Aydın sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şunları söyledi:

“DSP için seçim bitmiştir, Ekrem İmamoğlu sandıktan çıkan milli iradeyi temsil eden kişidir, DSP İBB ADAYI olarak YSK eliyle yapılan bu hukuksuzluklar karşısında istifa ederek seçimden çekiliyorum. DSP parti Meclisi de oybirliği ile karar alıp açıklama yapıyor. Her şey çok açık değil mi?”

Önceki gün dsp genel başkanı aksakal, Binali Yıldırım'ı destekleyeceklerini açıklamıştı.

muhtarlık seçimlerinin yerel seçimlerden ayrılması

klarnet
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul muhtarlarıyla iftar programında bir araya geldi.

Açıklama çok mühim..


Erdoğan, "Muhtarlık seçimlerinin de belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimlerinden ayrılmasında yarar var. Muhtarlık seçimlerinin, belediye başkanlığı seçimlerinden önce veya sonra yapılması, her iki seçimin de daha sağlıklı yürümesini temin edecektir" diye konuştu

mansur yavaş'ın belediye kadrosunu değiştirmesi

klarnet
31 Mart'ta yapılan Ankara yerel seçiminde Mansur Yavaş'ın basın kampanyasının başındaki isim gazeteci Volkan Memduh Gültekin, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlık Basın Yayın Koordinatörü görevine getirildi.

Peki VOLKAN MEMDUH GÜLTEKİN KİMDİR?

1986 doğumlu Siyaset Bilimci Gültekin'in internet gazeteciliği ve reklamcılık alanında şirketleri bulunuyor. Ankara'da uzun yıllardır yerel gazetecilik yapan Gültekin, 2009 yılından beri yanında bulunduğu Mansur Yavaş'ın son seçimlerde basın kampanyasının başındaki isim olarak görev almıştı. Başarı ile sonuçlanan seçim kampanyasında Volkan Memduh Gültekin, Mansur Yavaş'ın yanında dikkat çeken isimler arasında yer alıyordu.

gazeteci yavuz demirağ'a saldırı anının görüntüleri

klarnet


Program çıkışında televizyon binasından ayrılan Demirağ'a evinin önünde 7 kişilik bir grup beysbol sopalarıyla saldırmış, "Meydan boş değil pez...k" demişlerdi. Saldırı sonrasında Yavuz Selim Demirağ Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde (GATA) tedavi altına alınmıştı. Demirağ'a saldıran 5-6 kadar şüpheli ise gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmıştı.

Odatv'nin edindiği görüntülerde saldırganların Demirağ'ın aracını takip ettiği, evine yaklaştığı sırada önüne geçip beklediği görülüyor. Demirağ'ı gözetleyen saldırganlar, Demirağ araçtan indikten sonra koşarak saldırıyı gerçekleştirip ardından arabaya hızla binerek uzaklaşıyor. Bu arada bazı kişilerin gözcülük yapması da dikkat çekiyor.

Saldırganlar, trafik sıkışıklığı yüzünden tartışma çıktığını söyleyerek serbest kalmışlardı.

mhp'nin 4 puanlık oyu imamoğlu'na mı gidecek

klarnet
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Öcalan açıklaması sonrası MHP'nin 4 puanlık oyunun Ekrem İmamoğlu'na gideceğini söyledi.

Tespitler ilginç tabi..

“7 Haziran seçimlerinde Tayyip Bey meydan meydan Sayın Bahçeli'nin HDP için oy istediğini anlattı. Hep beraber avaz avaz 'öyle şey olur mu' diye bağırdık. Şimdi, Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmesinin sakıncasının bulunmadığı beyanatı veriyor. Bütün bunlara bakıldığında MHP'nin 4 puanının üzerine ne konacak, o 4 puan nasıl tutum alacak? Ben o kitlenin tekrar Ekrem Bey'e gideceğini düşünüyorum.
0 /